Yükleniyor...
Yeliz Çınar
Ya Teslimiyeti Maske Edindiysek
15.02.2026

“Hakikat, sadece bilinen değildir.

Hakikat, yükü alınandır.” — İbn Arabi

Ya Teslimiyeti Maske Edindiysek

Dün Hatırlayanlar Kulübü günüydü.

- Hatırlayanlar Kulübü, Antalya’da Shi’RA Terapi Merkezi’nde buluşup, yüz yüze sohbetler yaptığımız bir etkinlik –

Sabah uyanırken oranın su basacağı için etkinliği iptal edeceğimizi düşünerek uyandım. Geçen hafta da iptal ettiğimiz için bu hafta da iptal olur korkusu ile mekanın sahibini aramadan yola çıktım. Neyse ki, o beni yoldayken aradı. Tahmin edin, oraya gittiğimde orası göl olmuştu… Şaşkınlığımı gizleyerek olan biteni izler konuma geçtim. Dedim bugün bana bir şeyler açacak.

Katılmayı arzu eden gönül dostlarımız bir bir geldi ve yerlerini aldılar. Bu süreç olurken, bir taraftan suyu açmak için bir usta gelip çalıştı, fakat bunun binanın genel sorunu olduğu söyledi.

Bugün için konu; kollektifteki enerjiler, son dönem yaşanan negativite ifşaları, dosyalar ve bunların bizim üzerimizdeki etkilerini konuşmaktı. Elbette önce herkese tek tek bu konu hakkında görüşlerini sordum çünkü kimin, hangi merkezinden konuşacağını görmeye taliptim. Kimi duygu, kimi düşünce, kimi ego, kimi korkularla konuşur. Bu grup büyük oranda daha kalbe yakın, daha teslimiyete yakın bir maske ile konuştu…

O anda yine Dicle’nin telefonu çaldı, Kim olduğunu, nereden aradığını bilmediğimiz; yaralı bir güvercin olduğunu ve güvercine sadece onun bakabileceğini söyleyen bir sesti.

Gözleyen ben "OKU" dedi. Semboller sizlere de şunları çağrıştırdı mı?

Su basması → kolektifin bastırılmış, temizlenmemiş duygusal alanı

Binanın genel sorunu olması → bireysel değil, sistemik bir tıkanıklık

Hatırlamak için toplanan insanlar → çözüm alanı

Yaralı güvercin → masumiyet, ilahi haberci

Sohbet çok büyük oranda yüksek bilinç ile ilerse de;

Orada rastladığım başka bir şey daha vardı.

 “Bunlar yaşanacak.”

“Bunlar da tekamülün parçası.”

“Negatif de pozitife hizmet ediyor.”

Bu cümleler oldukça doğru ve ilk bakışta teslimiyet gibi duruyor. Ama içimden bir yerden şu sorular yükseliyordu:

Bu gerçekten teslimiyet mi?

Yoksa teslimiyet maskesi takmış bir geri çekilme mi?

Egonun savunma mekanizması mı?

Çünkü teslimiyet, bana göre şudur:

Hayatın akışını inkâr etmemek ama aynı zamanda masumiyetin yanında durmayı seçmektir.

Hatırlayanlar Kulübü günü, dışarıda yaralı bir güvercin vardı. Bugün aradığımızda, güvercinin öldüğünü öğrendik.

Bu bilgi bende şu farkındalığı açtı. Asıl teslimiyet, bir şeyin öleceğini bilsen bile, onu yalnız bırakmamayı seçmektir. Yanında olursun, elinden geleni yaparsın, sonrası sana ait değildir.

Ama “nasıl olsa ölecek”, “bu onun tekamülü”, “herkes kendi yolunda” deyip hiç dokunmamayı seçmek… Bu bana teslimiyetten çok, sorumluluktan ve irade kullanmaktan geri çekilmek gibi geliyor.

Kollektifte biriken kir, ancak biri “bu kokuya daha fazla katlanamayız” dediğinde temizlenir. Aksi halde herkes, “herkesin tekamülüne saygı” cümlesinin arkasına saklanarak, evini pisletene kadar bekler.

Belki de karıştırdığımız şey şu, herkesin tekamülüne saygı duymak, insanlığa, doğaya, evrene zarar veren sistemleri normalleştirmek değildir.

Herkesin tekamülüne saygı duymak, kendi vicdanımızı susturmak değildir.

Ben bugün şuna inanıyorum:

Teslimiyet;

seyirci olmak değil,

tanık olurken kalbi açık tutabilmektir.

Teslimiyet;

elini taşın altına koyup,

sonucu kontrol etmeye çalışmamaktır.

Ve bazen en büyük teslimiyet,

bir şey kurtulmasa bile,

sevgiyle yanında durabilmektir.

Bugün, yeniden bizleri kollektifte olan negatif birikim için “benim payım nedir?” sorusunu sorma cesareti ve kendi payına düşeni dönüştürebilme iradesi gösterebilmeye davet ediyorum.

Teslimiyet, sonucu bırakmaktır.

Eylemi değil.

Diyerek sözümü noktalıyorum.

“Kıyametin kopacağını bilseniz bile,

elinizde bir fidan varsa onu dikin.”

Hz Muhammed

15.02.2026

Yeliz Çınar


Paylaş: